TÜRKİYE’NİN EĞİTİMLE İMTİHANI

 

Son yıllarda bitmek bilmeyen şekilde eğitim ile imtihan hâlindeyiz. “Sınav sistemini böyle yapalım, yok olmadı müfredatı değiştirelim, yok bu da olmadı ders saatlerini azaltalım, çocuklar strese giriyor sınav tarihlerini değiştirelim, sınav kötü bir şeydir sınavı kaldıralım, en iyisi eğitim programını değiştirelim, olmadı başa dönelim.” denilerek eğitimle sınandığımız bu imtihanın büyük bir sorun hâline geldiğini görüyoruz. Bu sorun yalnız günümüze ait bir sorun değil. Sınavlar her dönemde değişmiş, eğitim sistemimizle her dönemde oynanmıştır. Sistemde yama üzerine yama yaparak bu-güne getirilmeye çalışılan değişiklikler eğitimde bugün bile düzeltilemeyen yaralar açmıştır.

 

Ülkemizde 1850’li yıllardan önce herkes eğitimini evde alıyordu. 1850’lerden sonra ise “Sanayi Devrimi”nin ülkemiz-deki ihtiyacını karşılamak için kamu fonu ile desteklenen ve organize edilen ücretsiz eğitim başladı. Bu ücretsiz eğitimle birlikte, arkamızda kalan 170 yıllık süreçte pek çok sorun üst üste biner oldu. Getirilen her yeni sistemle daha çağdaş bir eğitim modeli hedeflenmiş ama bu modele ulaşmak için uygulanan hiçbir sistem başarılı olamamıştır.  TÜİK’in eğitim çalışmalarından elde ettiği istatistiklere, PISA sınav sonuçlarına ve Eğitim İzleme raporlarına bakarsanız ne kadar değişiklik yapılırsa yapılsın bir adım yol alınamadığını, sistemin tamamen yerde süründüğünü görebilirsiniz.

 

Eğitimde yapılan değişiklikler çocuklarda ve velilerde başta “Bir sonraki yıl ne olacak, ne yapacağız?” endişesi ve belirsizliği olmak üzere pek çok sıkıntıya sebebiyet vermektedir. Psikolojide belirsizlik, en büyük kaygı unsurudur. Böyle bir kaygıyla baş etmekte zorlanan öğrenciler yapılan değişikliklerin sebebini anlamak ister. Değişiklik, güncelliğini kaybeden uygulamalar için yapılmalıdır. Bunu tıpkı akıllı telefonlardaki güncellemeler gibi düşünebilirsiniz. Yeni yazılım, her zaman bir önceki yazılımın arızalarını düzeltir ya da onu daha kullanışlı hâle getirir. Halbuki eğitimde yapılan güncellemeler ne sistemdeki yanlışları düzeltiyor ne de onu ilerletiyor.

 

Yaşanan sıkıntıların yanı sıra eğitim bütçemizin 2005 yılından bu yana düzenli bir şekilde arttığı görülüyor. OECD ülkelerine bakıldığında eğitime ayrılan bütçede en yüksek artış oranına sahip ülkeyiz. Ancak bu artış eğitimin kalitesini artırmıyor. Ayrılan bu yüksek bütçeli kaynağın hak etmediğimiz sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Peki, bu girdi nerede kullanılıyor? Bütçenin büyük bir kısmı okul ve derslik yapımı ile öğretmen atamalarında kullanılıyor. Yani öğretmen var, derslik var, akıllı tahta var, tablet var ama sonuç yok. “Nasıl sonuç alınabilir?” dediğinizi duyuyor gibiyim. Bunun için eğitim bütçemizi keşke laboratuvar yapmaya, öğret-men eğitimine, kalıcı müfredat ve programlar hazırlamaya, soru ve kaynak çeşitliliğini artırmaya ve eğitimle ilgili araştırma geliştirme çalışmaları yapmaya harcasaydık diyebilirim. Keşke kurulan her yeni sistem bir öncekinin sadece bir güncellemesi olsaydı. Keşke gelişmiş dünya ülke modellerine sadece özenmekle kalmayıp bunları bizim sosyolojik yapımıza uydursaydık. Keşke öğrencileri becerilerine göre ayırıp; isteyen öğrenciyi spor okullarına, isteyen öğrenciyi sanat okullarına, isteyen öğrenciyi de meslek yüksek okullarına gönderebilseydik.  Keşke daha iyi şartlarda öğretmen yetiştirebilseydik. Keşke dünyanın en kötü formasyon sistemine sahip olmasaydık. Keşke öğretmen liselerini yeniden açıp eğitimi sadece eğitimcilere bıraksaydık. Keşke eğitimin evde başladığını unutmasaydık.

 

TÜİK verilerine göre çocuklarımız günde ortalama 5,5 saat pc, tablet, televizyon, akıllı telefon kullanıyor. Bu sürenin çoğunluğu sosyal medya ve oyun ile geçiyor. Ülkenin genel gündemi ise siyaset, dizi ve futbol üçge-ninde şekilleniyor. Dünya genelinde çocuklar için en fazla para harcayan ama okumayan bir ülkeyiz. PISA sonuçlarının dediğine göre yetenek kıtlığında % 60 ortalama ile   5.sıradayız. Dolayısıyla bence önemli olan kimin ne yaptığı ya da ne yapmadığı değil, “Hep birlikte neler yapabiliriz?” sorusuna cevap bulabilmektir. Gelişmiş ülkeler seviyesine gelmek için hep birlikte hareket etmeliyiz. Ancak bu sayede bizden sonraki nesillere tam donanımlı bir eğitim sistemi bırakabiliriz.

 

Güzel fikirler ve yeni projelerin başta öğrenciler olmak üzere tüm eğitim camiasına hizmet etmesi temennisi ile…

Cevap bırakın