“OKUL”UN RUHU

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1921 yılında Maarif Kongresi’ndeki konuşmasında “Öğretmenler, gelecekteki kurtuluşu-muzun öncüleridir.” diye bir cümlesi vardır. Öğretmen olarak hepimizin ne de hoşuna gider öğretmenlikle ilgili böyle yüceltilmiş sözler, ifadeler… Yüceltilmek hoşa gider gitmesine de böyle önemli bir unvanın içini doldurabilmek değil midir asıl mesele? Öğretmen olarak bizler; bu ülkenin geleceğini inşa edecek kişileriz. O halde öğretmenler, dolayısıyla da okullar o geleceğe bugün dokunan, bugünden o kurtuluşa nefes veren unsurlar olmalıdır. Bir öğretmen bir çocuğu, bir çocuk da dünyayı değiştirebilir. Bu basit ama önemli gerçekten hareketle okullara mühim bir görev düştüğü kanaatindeyim.

Eğitim bilimi, her bireyi tek ve biricik kabûl eder. Her birey birbirinden farklıdır ve onları birbiri ile kıyaslamak, denilebilir ki eşyanın tabiatına aykırıdır. Buradan hareketle her okulun da ruhu, kişiliği olduğu söylenebilir. Her okul kendi felsefesi ile bu ruhun içini doldurur. Felsefesi olmayan ve tüm farklılıkları bir erdem olarak kabûl etmeyen okullar bir bina ya da projeden öteye geçebilir mi?

Eğitim-öğretim ile ilgili tartışmalar yıllardır devam ediyor. Herkes konuyla ilgili fikir sahibi. “Okul” kavramının, bu sistemin çok önemli bir parçası olduğunu ise galiba kimse inkâr edemez. En azından konuya dair fikir sahibi herkesin, hemfikir olduğu yegâne başlık budur sanırım. Peki, okul kültürü ve okul felsefesi ile ilgilenmeyen tartışmalar öze nasıl inebilir? İnemez. Bireyin kişiliği gibi okulun kişiliğinin de oluşması için kabuğu aşmak, öze inmek gerekir. Bu “öz”de tüm okullar, tüm öğrencilerinin farklılığını kabûl etmeli, tüm öğrencilerinin başarılı olacaklarına dair beklenti içinde olmalı. En büyük başarının “iyi ve erdemli bir insan olmak” gerçeğini unutmadan elbette. Tüm bunları yaparken okullar zaman zaman kendini sorgulamalı, geriye dönüp bakmalı. İçinde bulunduğumuz çağda her şey hızla gelişirken sorular sormalı. Okul, kendine ait sosyal kültür ve kişiliğini oluştururken değişimden korkmamalı.

Öğrenciler, veliler, öğretmenler ve idareciler “okul”a dair muhakkak farklı beklentiler içinde olacaktır. Ancak bir okulun temelinde yatan felsefe ve kültür içselleştirildiği takdirde değişimler projenin ötesine geçip reform olacaktır. Tıpkı Atatürk inkılâpları gibi. İşte o zaman “iyi okul”, “kötü okul” diye bir şey olmayacaktır. Çünkü bütün okullar iyi olmak zorundadır

Cevap bırakın